Category: Sinema

Venedik’te geri sayım


Venedik Film Festivali, yönetmenliğini George Clooney’nin yaptığı filmle açılacak.

Bu yıl 68′incisi düzenlenen Venedik Film Festivali’nin açılışında, yönetmenliğini ABD’li aktör George Clooney’nin yaptığı ”The Ides of March” isimli film gösterilecek.

Bir başkan adayı vali ile bir iletişim uzmanının hikayesini anlatan ”The Ides of March”, bu gösterimle aynı zamanda ilk kez seyirciyle buluşacak. 

31 Ağustos-10 Eylül’de gerçekleştirilecek ve sinema dünyasının prestijli festivallerinden biri olan Venedik Film Festivali’nin jüri başkanlığını, festivalin geçen yılki açılış filmi ”Siyah Kuğu”nun yönetmeni Darren Aronofsky yapacak.

Festivalde, geçen yıl en iyi film ödülü altın aslanı, Sofia Coppola’nın yönettiği ”Somewhere” kazanırken, Seren Yüce’nin yönetmenliğini yaptığı ”Çoğunluk” filmi de geleceğin aslanı ödülüne layık görülmüştü.

 

Uzaylıların durağı 51. bölge


Super 8 hem çocuklar hem de yetişkinler için etkileyici bir bilim kurgu.

Film Kritik: Serdar Akbıyık

Super 8 hem çocuklar hem de yetişkinler için etkileyici bir bilim kurgu. Steven Spielberg’in yapımcılığını yaptığı, J.J. Abrams’ın yazıp yönettiği filmin çocuk oyuncuları çok başarılı.

Bilim kurgu ciddiye alınıp üretildiğinde en sevdiğim tür. Çünkü korku, komedi, romantizm gibi bir çok türden yararlanıp, sınırsız bir hayal gücünün süzgecinden geçip, sıra dışı maceralar yaşatıyor bize bilim kurgu. Bilimkurgu deyince de Steven Spielberg’i ayrı koymak gerekiyor. Özellikle bu bilim kurgu içinde çocuk öğesinin geçtiği en başarılı yapımlar Spielberg’in ellerinden çıktı. 1982 yapımı E.T. ve 2001 yapımı A.I çocuk bakışının masumluğunu bilim kurgunun odağına yerleştirdi.

Super 8, Spielberg’in yapımcılığını yaptığı bir film. Yönetmen ve senarist ise J.J. Abrams 1998 yapımı Armageddon’un senaryosunu yazan Abrams bilimkurguya çok aşina bir isim. Lost 1. ve 2. sezonlarını yönetmiş. 2009 yapımı Star Trek’in hem yapımcılığını hem de yönetmenliğini üstlenmiş. Böyle bir ikilinin buluştuğu projenin yabana atılacak bir tarafı yok. Super 8 kamera ile ilk sinema deneyimini yaşayan arkadaş grubunun heyecanı sinema izleyicisini etkileyecek. 1979 yılında işyerindeki bir kaza sonucu annesini kaybeden Joe (Joel Courtney) şerif yardımcısı olan babasıyla hayatını sürdürür. Tabii büyük bir eksik vardır artık hayatlarında. Anne hem Joe hem de eşi Jackson’ın hayatlarını tamamlayan ve birleştiren bir görev yüklenirken onun yokluğu paramparça iki hayat bırakmıştır geriye. Joe bu yokluğu arkadaş grubuyla babasının Super 8 kamerasıyla çektikleri zombi filmiyle geçiştirmeye çalışır. Arkadaşı Charles filmin yönetmeni ve yapımcısıdır.

ÇOK ÖZEL BİR ÖRNEK

Filmin başrolünde güzel Alice’i oynatmak isterler. Alice teklifi kabul eder. Joe artık hem filmi bitirmek hem de Alice duyduğu platonik aşkı göstermek zorundadır. Tam çekim yaptıkları sırada büyük bir tren kazası yaşanır. Ölümden kılpayı kutrulan arkadaşlar kaza yapan trenden çıkan bir yaratık ile mücadele ederler. Artık yaşadıkları kasaba ne eskisi gibi sessiz ne de insanlar güvencededir. Joe’yu canlandıran Joel Courtney başarılı bir çocuk oyuncu. 1996 doğumlu Courtney’in karşısında da Elle Fanning rol alıyor. Ünlü çocuk oyuncu Dakota Fanning’in kardeşi olan Elle Fanning filmin en başarılı performansını sergileyen isim. Geçen ay seyrettiğimiz Başka Bir Yerde-Somewhere filminde de dikkatleri üzerine çeken isim yakın gelecekete birçok filmde karşımıza çıkacak.

İyi bir senaryo filmi nasıl taşıyor, bu açıdan çok özel bir örnek Super 8. George A. Romero gibi zombi filmlerinin üstadına yapılan göndermeler, Mars Attack, E.T. filmlerini hatırlatan havasıyla her yaştan izleyicinin beğenisini kazanacak bir yapım. Filmin bir özelliği de başlangıcında türüyle ilgili hiç ipucu vermiyor yapım. Sürpriz etkeni çok başarılı kullanılmış öyküde. Çocuk duygusallığından uzaylı dehşetine, insanlık dışı ve tehlikeli askeri deneylerden aile sevgisine kadar uzanan duygulara fark etmeden geçiyorsunuz. Konusu itibariyle küçük ama oyunculukları ve duygusuyla büyük bir film Super 8. Hafta sonu için çok iyi bir tercih…

 

Nereden çıktı bu süperler


Bir ‘üstün ırk’ olarak beyazperdenin süper kahramanlarının gizli dünyası.

Serdar Akbıyık

Hollywood’daki Yahudi etkinliği çoğu kez tartışma konusudur. Üretilen filmlerde Yahudi karakterlerin konumu, Yahudilik üzerine güzellemeler fazlasıyla görülür ve bir propaganda olarak algılanır. X-Men: Birinci Sınıf’ı seyrettiğimde ister istemez Yahudilik ile süper kahramanların dünyasındaki benzerlik dikkatimi çekti. Bunun temelinde süper kahramanları yaratan çizgiroman çizerlerinin çoğunun Yahudi olması yatıyor. Dahası bu insanların çoğunun çocukluk ve ergenlik çağı 1930’larda geçmiş.

Bir kahraman doğuyor

Jœ Shuster ve Jerry Siegel, 1938 yılında Süpermen’i icat etti. Ardından, Bob Kane ve Bill Finger Batman’i, Will Eisner The Spirit’i, Jack Kirby ve Jœ Simon Kaptan Amerika’yı, Stan Lee Hulk, Fantastik Dörtlü, X-Men, Örümcek Adam, Demir Adam, Thor gibi süper kahramaları yarattı. Bu süperler, Marvel ve DC Comics gibi ABD’nin en büyük iki çizgi roman şirketinin kurucuları Martin Goodman (Marvel), Harry Donenfeld ve Jack Liebowitz (DC) gibi Yahudi yayıncılar sayesinde tüm dünya yayıldı. Bu insanlar o dönemde ekonomik buhranın kurbanlarının arasında yaşadılar. Yahudi olmayan toplum ekonomik buhranın sebebi olarak da Yahudiler’in hayat şeklini görüyordu. Onun için bu gençler bulundukları toplum tarafından itildiler. Kendi hayal güçleri bu baskı sonucunda süper kahramanları yaratmış olabilir. Peki biz bu ilişkiyi sinemada nasıl görüyoruz. X-Men: Birinci Sınıf bu yönden çok belirleyici bir öyküye sahip. Bütün X-Men serisinin kahramanlarının doğuşu ve kişisel hikayeleri anlatılıyor filmde. Öyküyü kısaca anlatalım. 1930’ların sonunda insanların içinden bir grup, farklı güçlere sahip olduklarını hissederler. İnsanlığın evriminin son halkası olarak kendilerini kabul ederler. İnsanlar ise onlara mutant der. Bu farklılıkları toplumu korkutur. Ve insanlar ile mutantlar karşı karşıya gelir.

Mutant, Nazi doktorun peşinde

Mutantların içinde Dr. Xavier sağduyunun temsilcisidir. İnsanlar ile mutantların beraber yaşayabileceğine inanır. Çok güçlü telepatik güçleri vardır. İnsanların beynine hükmedebilir ve onların beynini okur. Bir alet sayesinde bütün dünyadaki mutantların beynine ulaşabilir. Burada bütün dünya Yahudileri’nin arasındaki bağa benzer bir ilişki yaratır Dr. Xavier mutantlar arasında. Ve etrafında onun gibi sağduyu sahibi mutantlardan oluşan bir grup toplar. Bunun karşısında ise Magneto vardır. O manyetik gücü sayesinde kütleleri hareket ettirebilir ve Dr. Xavier kadar olmasa da telepatik güce sahiptir. X-Man: Birinci Sınıf’ta Magneto’yu bir Alman toplama kampında ailesiyle beraber görürüz. Yahudi aile ve Magneto birbirinden ayrılır. Kampta bulunan Nazi doktor, Magneto’nun gücünü keşfeder ve yıllar boyunca ona büyük acılar veren araştırmalar yapar üstünde. Gücünü göstersin diye de annesini öldürür gözlerinin önünde. Sonunda Magneto büyür ve intikamını almak için Nazi doktorunun peşine düşer. İkinci Dünya Savaşı sonrası Yahudi Nazi avcıları gibi eski nazileri Güney Amerika’da bulup öldürür. O fikirlerini şöyle dile getirir. “Homosapienler ortaya çıktığında Neandertaller yok olmuştu. Biz mutantlar Supersapienleriz. Evrimin son noktasıyız ve Homosapienler karşımızda yok olacak. Bu aslında bir üst ırkın tanımıdır. Ve Siyonist düşüncenin bir yansımasıdır. Film genel anlamda tabii ki Dr. Xavier’in saduyulu görüşünün yanında durur. Bu anlamda mutant dünyası Yahudi dünyasının iç çatışmalarını içinde barındırır. Benzerlikler çok fazladır X-Men’de. Mesela Mutantların gücü çoğunlukla ergenliklerinde ortaya çıkar.

‘Ne centilmen adam, tabiki Yahudi!’

Yahudi Bar Mitzvah’ı bilindiği gibi kız çocuklarda 12 erkeklerde ise 13 yaşında kutlanır ve dini sorumluluklarının sahibi olurlar. Bu da bir benzerliktir. X-Men’in dışında Süpermen için de büyük benzerlikler söz konusu. Mesela Süpermen’in asıl adı Kal El’dir. İbranice Tanrının Sesi anlamına gelir. Babasının adı Jor-El ise yine İbranice, “Tanrının yücelttiği’’ anlamındadır. 1980 yapımı Superman 2 filminde ise, Süpermen bir genç kızı kurtardıktan sonra buna şahit olan bir kadın yanındaki diğer kadına, “Ne centilmen bir adam. Tabii ki Yahudi…’’ diye konuşur.

Süpermen ile Hz Musa’nın hikayesi de birbirine çok benzer. İkisi de kendi halklarının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldıkları bir dönemde doğar. Aileleri tarafından, öldürülmekten kurtulabilmeleri için tek başlarına daha güvenli olan yabancı bir yere gönderilirler. Gönderildikleri yerde evlat edinilirler. Musa peygamber Tanrı tarafından bahşedilen doğaüstü yetenekleri kullanarak, Süpermen ise doğuştan sahip olduğu doğaüstü yetenekleri sayesinde, kötü güçlere karşı zayıfları korur. Ve her ikisi de kendi esas kimliklerini yaşadıkları toplumdan saklar. 1960’lı yıllar içerisinde Stan Lee ve Marvel Comics, Spiderman (Örümcek Adam), Thor, Iron Man (Demir Adam) ve Nick Fury gibi birçok karakter yarattı. Ancak Stan Lee’nin açık olarak Yahudi kültüründen esinlendiğini ifade ettiği tek karakter Hulk’tur. Stan Lee, Hulk’ı Yahudi mitolojisindeki ‘Golem’ karakterinden esinlenerek yarattığını ifade eder.

 

Kaunos Altın Aslan Festivali


6. Köyceğiz Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali başladı.

6. Köyceğiz Kaunos Altın Aslan Türk Filmleri Festivali, festival alanında yapılan Onur Ödülleri Töreni ile başladı.

Açılış ve ödül törenine sinema camiasından Derviş Zaim, Ömer Faruk Sorak, Selim Demirdelen, Güven Kıraç, Sezin Akbaşoğulları, Agâh Özgüç, Alin Taşçıyan ile Köyceğiz Kaymakamı Yücel Gemici, Köyceğiz Belediye Başkanı Salih Erbay, CHP Muğla Milletvekilleri Tolga Çavdar ve Nurettin Demir katıldı.

Gece, Ömer Faruk Sorak’ın yönettiği Aşk Tesadüfleri Sever’in gösterimi ile sona erdi.

 

MTV’ye Alacakaranlık damgası


MTV Sinema Ödülleri’ne ‘Alacakaranlık’ damgasını vurdu.

2011 MTV Sinema Ödülleri, dün gece sahiplerini buldu. Törene, aldığı beş ödülle ‘Alacakaranlık’ damgasını vurdu.

İŞTE KAZANANLAR:

EN İYİ FİLM
Alacakaranlık ‘Tutulma’

EN İYİ ERKEK OYUNUCU
Robert Pattinson (Alacakaranlık ‘Tutulma’)

EN İYİ KADIN OYUNUCU
Kristen Stewart (Alacakaranlık ‘Tutulma’)

EN İYİ ÇIKIŞ
Chloe Grace Moretz (Kick-Ass)

EN İYİ SERT ÇOCUK (BADASS)
Chloe Grace Moretz (Kick-Ass)

EN İYİ KOMEDİ PERFORMANSI
Emma Stone (Easy A)

EN İYİ REPLİK
Alexys Nycole Sanchez (Büyükler) -  “I want to get chocolate wasted.”

EN İYİ DÖVÜŞ SAHNESİ
Alacakaranlık ‘Tutulma’: Robert Pattinson, Bryce Dallas Howard, Xavier Samuel

EN İYİ ÖPÜŞME SAHNESİ
Alacakaranlık ‘Tutulma’: Robert Pattinson, Kristen Stewart

EN KORKMUŞ OYUNCU PERFORMANSI
Ellen Page (Başlangıç)

EN ŞAŞIRTICI AN
Justin Bieber (Never Say Never)

EN KÖTÜ ADAM
Tom Felton (Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm I)

 

Etiketler